Çelik çomak
- Tamer Gödekoğlu

- 20 Şub 2020
- 4 dakikada okunur
Çakıydı, çelik çomaktı, en lüksü düdüktü bizi gülümseten..

Sarıköyde, kısa pantolondan uzun dar paça kot pantalonlara yeni terfi edilen çocukluk yaşlarında erkek çocuk olup ta Belediye binası önündeki meydanda kurulan Cuma pazarına gelen bıçakçının tezgahındaki harika kemik saplı çakılara bakmayan yoktur. Belediye dükkanlarında ayakkabıcı Naşir ustanın hemen yanındaki saatçinin vitrinindeki ahşap sap sustalı çakı, geniş yüzlü, pırıl pırıl parlayan çeliği, bel kemerine asmak için deri kılıflı, arka yüzü tırtıklı testereli avcı bıcağı ve balıkçı çakıları ise fiyatından dolayı çaktırmadan göz ucu ile seyrettiğimiz çakılardı. İlk sahip olduğum ilk, hazine kıymetinde, yatağa yatarken yastık altına koyduğum çakım ise babamın cuma pazarındaki o bakıp bakıp geri döndüğüm tezgâhtan aldığı çift bıçaklı çakıydı. Aynı sapra iki çakı, bir tarafı dut bıçağı tırtıklı, dalı kesmek için diğer tarafı düz çakı kesilen dalın kabuklarını soymak için. Baharda arkadaşlarla çakı elde gezerken çelik çomak oyununa uygun yeni fışkanlar bulup en düzgününden çomak ve ince yerlerinden de çelikler yapmak en büyük tutkumuzdu. Aynı çakılar ile kaz merasına kazları gütmeye gittiğim asvalt kenarı gölet boyundaki tarlaların sınır boyunu kaplayan söğüt ağaçlarından sipsi yada düdük yapmak çok keyifliydi. Uygun yaş söğüt dalının iki budak arası düzgün yerinden kabuğunu çakının sapı ile vurarak yumuşatıp bir el becerisi ile çıkarmak maharet ve en önemlisi bu iş için söylenen tekerleme isterdi,
“ Sipsi sipsi sibana, Gel bizim kapıyı tırmala, Bizim kapı demirden, Sipsinin gözü🤔 kömürden” Tekerleme bitiğinde düdük olacak dalsağ avuç içinde kavranır. Çakı ile çizilmiş söğüt dalı ve kabuk döndürülür, kabuğu çıkartırken kabuk çatlarsa,işleme tekrardan başka bir dal ile başlanır. Ve aynı tekerleme defalarca tekrarlanır, ta ki öten bir düdük yapmayı başarana kadar.
Anne annemlerin mahallede İsmail Üstün abi Çakıcıların Bayram abinin kardeşi İsmail abi bizim mahallede Süleyman amcam, Ballelilerin Ayhan abi, onlar bu konuda çok becerikliydi, onlar daha kalın dallardan soyulup çıkan söğüt kabuğundan külah gibi kıvırıp, soğan cücüğü ile öten borazan bile yaparlardı.😉 Süleyman amcam çelik çomak yapmakta çok becerikliydi, çomak ve çelikleri kızılcık ağacından, gövem ağacından, ayva ağacından yapardı. Onları bahçede fırının yanındaki ocakta yaktığımız ateşte korların arasına sokarak kavurur ve düzelterek kabuklarını soyardı, hafif yanmış haliyle çok artistik görünürlerdi bu çelik ve çomaklar. Sarıköy‘e baharla birlikte her meydan da akşam üzeri çocuklar ve gençler bazen yetişkinler hep beraber çelik çomak oynardı. Bizim mahallede incelerin meydan, fındıklı camiye doğru birinci oyun yeri, ikinci çelik çomak oyun alanı Tevfik çavuşlar’ın İbrahim amca, Danacıların Ahmet amca, Yörük Elezlerin Zühtü amcaların evlerinin ortasında kalan meydan ve kısık başına kadar olan yoldu. Birkaç değişik çeşit oynanan çelik çomak oyunlarından “harman” oyunu en bilinendi ve kalabalıklarla oynanırdı. Meydanın en düz ve geniş yerinde yere bir çomakla büyükçe daire çizilir, takımların kimlerden oluşacağı liderlerin sayışması ile belirlenirdi. Belirli bir mesafe uzağa karşılıklı dururlar tekerlemenin her bir hecesine bir ayakboyu diğer ayağın öüne gelecek şekilde rakibe yaklaşırdı “Aldım verdim ben seni yendim” “Süleyman” sonra diğeri aynı tekerleme “ İlyas” “Mehmet” “Nurdan” “Tamer” “Nurcan” “Selda” “ Gülsen” Her takımın bir lideri olur, bu abi ya da abla ne derse o dur, sözlerinin üstüne söz söylenmezdi. Sıra oyuna kimin başlayacağına geldiğinde ya en uzağa çeliği atan, ya da harmanın merkezine en yakın çelik düşüren takım oyuna başlardı. Geleneksel yazı tura gibi kırık bir parça kiremit bulup “yaş mı? Kuru mu?” deyip taraflar birini seçer,kiremidin bir tarafına tükürülür havaya atılır ve oyuna kimin başlayacağına kiremit karar verirdi. Oyuna başlayacak takımın bir üyesi harmana girer diğerleri harmanın arkasında harmanın içine girmeden beklerlerdi. Vuruşu yapacak olan harmanın tam ortasına çomakla 3 cm derinliğinde bir çukur açar bu çukurun tam üstüne bir çelik koyar ve diğer takım oyuncuları ileride çomağın düşme yerinde hazırlar mı? Kontrol eder, çomağı sağ elinde sıkıca tutarak çeliğin altına sokar ve önce havaya doru çeliği düz bir şekilde fırlatır sonra havadaki çeliğe çomakla sıkı bir vuruş yapar. İyi bir vurucunun İncelerin evinin önünden Fındıklı caminin bahçesine çeliği düşürdüğünü de gördüm, vuruşu çıtlatıp harmanın içine düşürüp eleneni de. Bu iş te her şeyde olduğu gibi pratik ve el yatkınlığı önemlidir. İlyas abi, Süleyman amcam, Ballelilerin Ayhan abi en iyi vuruculardı, fakat kızlar da tutma konusunda uzmandılar. Mahallenin kızları çelik çomak oyununda uzun etek hatta ferace giyer çelik tutma konusunda çok avantajlı olurlardı, çünkü uzun etekle çeliği kucaklarında eteğe düşürüp garantili bir tutuş yaparlardı. Tutulan her çelik vuran rakip oyuncusunun oyun dışı kalması demekti bu nedenle vurmak kadar tutmak da çok önemliydi oyunda. Tutulamayan ve yere düşen çelik rakip oyuncuların en güçlüsü tarafından el ile fırlatılıp harmanın içine düşürülmeye çalışılır. Harmanın içine düşürürlerse yine vuruş yapan rakip oyuncu elenirdi. Harmana girmeyen çelik ile harmanın yakın kenarı arası çomak ile bir metre gibi çomak boyu sayılarak ölçülür ve her 20 çomak boyunda bir “can” kazanır, bu ölçüm nedenle uzun çomak yerine kısa çomak tercih edilirdi. Bazı mahallelerde buna “can” a kama derler ve bu kama harcanarak oyundan çıkmış bir arkadaşını oyuna dahil edebilir yada ileride kendisi elenirse bu canı yani kamayı kullanarak oyunda kalırdı. Vurucu takımın bütün oyuncularını elemek tutan takımın hedefidir ve hepsini elemeyi başardığında vurucu takım olarak harmana girerlerdi. İlk vuruş esnasında çeliğe vurulur ama harman içinde kalırsa oyuncu elenir, vuruşu yaparken ıskaladı ama çelik harmana düştü yeni bir atış hakkı olurdu. Üçüncü kez ıska ise ( Allah’ın hakkı üçtür dendiğinden) yine elenme sebebiydi. İncelerin meydanda çelik çomak oynarken mahallenin kadınları sarıbaşların evi önünde gölgede yerlerini alırlar, İncelerin porta kapı önü, Melek ninemin merdivenleri ileride Ballelilerin porta önündeki taşlar hep akşamüzeri gölge alan gözde sohbet yerleriydi anne ve ninelerimizin. Oyun esnasında kahveden eve geri dönen baba ve dedeler çocuklarının bu birlikte oyunlarına müdahale etmez ama ezan saatini de hatırlatarak meydandan evlerine doğru devam ederlerdi. Dedem rahmetli hep “ arabalara dikkat edin, deli gibi gidiyola,memleket deyyuz dolu, alıverir altına alimallah” der kasketi kafasında elleri arkada bağlı sakin yürüyüşle kısığa girerdi.
Ben çelik çomak oyununda, yada herhangi bir sokak oyununda kavga olduğunu, hiç kalp kırıcı tartışma olduğunu hatırlamıyorum. Asli, yetişkin oyuncular bir zamanın izleyicileriydi. Ağabeyleri ablaları bu oyunu oynarken onlar izliyordu ve şimdi oyunu izleyen küçükler geleceğin oyuncuları olacaklar. Büyüğe saygı küçüğe sevgi esasına dayanan sokak oyunlarının tadını almış ve doyasıya keyfini çıkarmış olmaktan gurur duyan biri olarak aynı tadı çocuklarımıza veremediğimiz içinde içimi bir burukluk kaplar. Tıpkı sizin de hissettiğiniz gibi… Tamer Gödekoğlu



Yorumlar