KORKMA!
- Tamer Gödekoğlu

- 25 Eki 2021
- 4 dakikada okunur
Bille bille girdiğimiz karanlıkta korkuyu bastıran daha güçlü bir duyguyu onunla keşfettiğimizden beri cesuruz hayata karşı. Artık bende korkmuyorum gözümü kapatmaya, önüm arkam sobe….. saklanmayan ebe.



KORKMA !✔️ Sarıköyde, öcüler, şeytanlar,cinler olurdu oyunlara engel bizim çocukluğumuzda. Masallarda duyduğumuz masum değillerdi, korkularımız kadar büyük ve acımasızlardı. Köyün içinde yaşandığı idia edilen hikaye ve dedikodularda büyüyüp, gölgelerde, korkularımızda gizlenirlerdi. Hep bizi beklediğini, izlediğini hayal eder korkardık geceleri onlardan. Onlar da hep köyün içinde karanlık kıyı, köşe ; yıkık dökük virane boş evler, yığma taş duvar üstü çalı arkası ; ekmek kırıklarının bahçede sofra bezi ile atıldığı pençere altı, yunma yalağından bahçeye akan sabunlu suyun olduğu duvar dibi; yüznumara yolu, dibine işediğin incir ağacı dibi; sokak lamba direği dibi, kukumav kuşunun öttüğü evin çatısı. Buralar hep potansiyel şeytanın olduğu yerlerdi tabiki gece.. 😉gündüz olmazlardı hiçbiri. Üstü vita yağı ve salça sürülü ekmek dilimini oyuna tekrar yetişme telaşı ile alırken ” elini yıkadın mı? sorusuna hiç konuşmadan başımı evet der gibi sallamıştım. Şüpheci komşu annemin ” valla de bakem”, ” yalan söyleme çarpılırsın bak” dediğinde ise teredütsüz ” valla” diyerek yalanımla onu ikna etmiştim. Koşarak çelik çomak oyununda bekleyenlere “bekleyin” diye seslenirken içimden üç kere ” tövbe, tövbe, tövbe” diyerek az önceki yalandan yarı yeminin çarpma riskini ortadan kaldırmıştım ki bu sefer az önce fırından yeni çıkmış kalınca ev ekmeği dilimini veren komşu annelere giden başına siyah feraceyi tutturmuş babaannemin sesi duyuldu “Tamer koşma, Memede de söyle, Oturup yiyin sonra oynayın. Oturup yemezseniz, yedikleniz ayaklanıza gider” dedi. Oturduk mecbur . Allahtan elimizdeki ekmek dilimini gören diğer çocuklarda oyunu bırakıp karınlarını doyuracakları mahallede bugün ekmek yapmak için fırın yakan Tevfikçavuşların İsmetannelere doğru gittiler. Mahallede bitmek bilmeyen sokak oyunları bırakıp tam teşekkülü bir sofrada yemek yemektense elde ekmek yanında katık için dişimizin ucuyla ısırdığımız peynir daha pratik gelirdi biz çocuklara. Bahçeden bir de domates yada salatalık kopardıkmı çok lüks, yeşil soğan yada sarımsak yaprağı çok sıradan ayaküstü yemekti bizlere. Sohbet koyu içimiz kıpır kıpır bir sonraki oyunun ebesi belli bile hadi oturup da ye ayaklarına gitmesin diye yediklerin yiyebilirsen. Yutkunmak zorlaşırsa ekmeği dayardık ağzımızı kaba çeşmeye üç yudumda oturarak içmek sünnetti de nasıl olcak bu üç yudum işi kana kana içerken. Büyükler küçükler rahat içsin diye iki avcunu birleştirir kurnadan akan suyu havuzlardı kaba çeşmede yada sonradan mahallemize yapılan terkos çeşmelerden. Kovalı kuyudan su içmek kolaydı at gibi eğilirdik sırayla lakin kuyuda tulumba varsa, tulumba ile su çeken büyükler bir eliyle suyun akacağı yeri kapar, parmaklarının arasından yarı akan suya aldırmaz kesik kesik kolu bastırarak su çeker küçükleri sıra ile sulardı.
Kaba çeşmeden yada kuyudan su içmek karnımızı ağrıtırdı aldırmazdık büyüklerin ne dediğine. Aşağı mahalle yukarı mahalle maçları derby havasında geçer en as oyuncular yerleşirdi sahaya kan ter içinde içilen bu soğuk su önce ses tellerine sonra tüm bedene zarar verir bir kaç gün yatırırdı genç bedenimiz eski dengesine gelene kadar. Kızlar evcilik oynama yaşını geçsede yinede ufak kızlara öğretiyormuş gibi ama oynamıyormuş gibi yaparak bebeği uyutur, çamurdan yapılmış güneşte kuruyan tencerede yemek pişirir, toprak tabakda servis ederdi oynamıyormuş gibi. Kilim ucu yatak odası olur yastık vardır çünkü. ” hadi kalk yerine yat” dediği utanır kolay değil kız oyununda Koca olmak. Adın yerine, “benim herif” diyiverir kızın biri gülüşürler kendi aralarında sebebi belli kız kıza sohbetlerden ötürü. Daha yeni kendininkini keşfederken oyunlarda dahi olsa çekinceleri var bilmedikleri erkek vücuduna dair, tembihler var oturma, kalkma; karşı cinse bakma,deyme, dokunma; mesafe, edep, “kim ne der sonra” ya dair. O nedenle büyüyen kızların evcilik oyunları oynamıyormuş gibiydi.
Traktör arka tekerleği bilyesini sanayide amca, dayısı olan bulabilir ama arabaya dingil ve kasayı yapabilen yine yetenekli arkadaşlar olurdu. Bilyeli tekerlek, elma kasalı tek kişilik ön dingilden dizgin iple yönetilen ahşap araba arnavut kaldırımlı mahalle ara yollarında rahat gidemiyeceği için en ideal yol her nekadar büyükler yasaklasada Asvalt yoldu. Gönen asvaltında Ulukır istikametinden hızla gelen çan kömür kamyonlarının korkusu olsada taşlıparadan köye doğru sırayla binmek cesaret işiydi. Efsaneye göre Ulıkır rampasıdan binip çakarların benziniğe kadar giden abiler varmış. Asvalt trafik tehlikesinden korkan çocuklar Beşeylül ‘ün bina çevresindeki parke yolda sürerlerdi rahmetli hademe Hasan amcanın kovalama korkusuna rağmen. 😀
Çınarlı dere içinde yerli ördek yumurtası bulmak az, kuruçay yatağında yabani ördek yumurtası bulmak çok cesaret işiydi. İkisinde yılan görme riski vardı birinde az birinde çok. Köyün genç ve çocukları arasında yılan korkusunu yenmek için mutlaka canlı bir yılanı korkusuzca ensesinden iki parmak tutup, yılanın kuyruğu ve bedeni ile kolunuza dolanmasını sakince dayanmanız gerekir. Korkudan diliniz damanız kurusada sesinizdeki titremeyi bastırmanız gerekirdi.
Çocuk ve yetişkinlerde bile en erkek sohbetlerin sonundaki cesaret isteyen “gece mezarlığa giderim, gidemezsin ” idiasıdır. “Abdestsiz gitmiş, cin çarpmış” ” alkollü gitmiş şeytanlar bütün gece gezdirmiş” “Falancanın ruhu önüne çıkmış” korkusuyla ovadan köye mezarlık önünden yürürken mezarlığa hiç bakmaz sürekli üç Kulfuvallah bir Elham okurduk. Çocukluk korkularımız vardı evet karanlıktan korkardık doğru. Yaz gecelerinde kızlı erkekli mahalle çocukları ve misafir çocukları karanlıklara dalardık saklanbaç oyununda. Birlikte aynı yere saklanmaya özen gösterip karanlıklara dalanda vardı. O korksun yaklaşsın, korkup elini tutsun diye karanlığı kullanan cesur korkaklarda vardı.
Ergenlik yılları ve sonrasında birilerinin bizim hakkımızda arkamızdan ne konuştuğunun, konuşanların bizim için birileri oldukları sürece hiçbir öneminin olmadığını anlayana kadar. “Kim ne der?” korkusu vardı kız, erkek farketmez. Hiç peşimizi bırakmadı o yıllarda.
Korkmuyoruz, karanlığı yok edenin ışık, cahilliği yok edenin bilgi olduğununu öğrendigimizden beri. Bille bille girdiğimiz karanlıkta korkuyu bastıran daha güçlü bir duyguyu onunla keşfettiğimizden beri cesuruz hayata karşı. Artık bende korkmuyorum gözümü kapatmaya, önüm arkam sobe….. saklanmayan ebe. Esen kalın Tamer GÖDEKOĞLU


Yorumlar