top of page

Çamaşır günü

  • Yazarın fotoğrafı: Tamer Gödekoğlu
    Tamer Gödekoğlu
  • 5 Şub 2020
  • 5 dakikada okunur
Onurlu insanların yeşil yurdu, Sarıköy

Telefonu kapatıp bahçeden eve girerken annemin “yarın geliyorum bir istediğin var mı?” diye sorduğumda ne kadar mutlu olduğunu düşünüyordum. Sonra ” iyi oldu, çamaşır makinası çalışmıyor, sen burdayken baktırırsın artık” derken ses tonundaki güven hoşuma gitmiş olacak, kapıdan içeri dudağımda ince bir gülümsemeyle girdim, kahvaltı masasındaki çay fincanından son bir yudum alıp akşamdan hazır çantayı alıp sabahın bu erken saatinde memleket ziyareti için ayrıldım ikinci memleketim bu güneşin en güzel batığı ege sahil kasabasından.

Otobüse bindiğimde aklımdakiler yanıma aldığım kitap sayfalarını okumak yerine dalıp gitmeme vesile olan öğleye kadar okul, öğleden sonra tatil ilk okul günlerimdeki cumartesi çamaşır günlerine gitti. Başlayamadım.

Sarıköyde çocukluk günlerinin 70 li yıllara isabet eden akranlarım ve bizden büyükler köyün içindeki mahalle meydanlarına inşa edilmiş oluklu sürekli bir taş yalağa akan kaba çeşmelerin kıymetini çok iyi bilirler. Hem köyün insanları hemde o dönem hemen hemen her evde ama az ama çok bakılan büyükbaş, küçükbaş; binek ve yük hayvanların, evcil ve her türlü kümes hayvanlarının su ihtiyacı bu çeşmelerden sağlanırdı. Köyün değişik yönlerinde hayvan tür ve çeşidine göre bir kaç sığır çıkardı. Sabahları taşlıpara, domuz pazarları meralarına giden sığıra teslim etmek için tüm evlerden hemen hemen aynı saatlerde salınan tüm büyük baş hayvanların ilk su içmek için durduğu horoz çeşme sonrasında mezarlık çeşmesi yalağında susamış hayvanların su içmesinden sonra su seviyesi baya aşağılara iner bazı günler bitmeye yakın olurdu.

Bu tarihlerde elde tokaç çamaşır, kilim,perde çarşaf ve esvap da yıkanan kaba çeşmeler evine su taşıyan genç yaşlı tüm mahallenin mutlaka karşılaşıp selamlaştığı, genç kızların bir araya gelip sosyalleştiği belki yavuklusunu tek görebildiği yerdi. Ne maniler ne manalarla okunmuştu yavuklulara bu köyüm çeşmelerinde Allah bilir.

Daha sonra hem bu çeşmelerin yanına hemde daha da büyüyen genişleyen mahalle ve sokakların uygun yerlerine artezyen ve kuyulardan elde edilen şebeke suyu hamam bayırındaki su deposunda klorlanarak içme suyu kıvamında aktı bir metrelik üstü yuvarlak betondan muslukları açılıp kapanabilen çeşmelerden.

Şebeke suyu aktığı tarihlerde tek tek ilk çamaşır makinası girdi evlerimize, kazanda ısıtılan su dökülür içine ve deterjan ile çalkalayarak çitilerdi çamaşırları saatlerce. Sonra buz gibi durulama suları dökülürdü sokak şebeke suyundan”Kar gibi olmuş” derdi elde suyunu sıktıkları çamaşırları bahçedeki ipe asarken annemile halam. Sonra merdaneli çamaşır makinaları ortaya çıktı, suyu kazanında kendi ısıtan, merdanesi ile çamaşırları kup kuru sıkan. Ne büyük kolaylık.

Ve çağdaş şehir yaşantısının gereği her eve en az bir çeşme ve tüketiminin karşılığı ücreti almak için bakıldığı saati geldi evlerimize. Yollar kazıldı günlerce galvanez boruların birbirine eklenişini izledik biz mahalle çocukları sokak oyunlarına ara vererek. Evlerimize şebeke suyu çeşmeler gelene kadar çamaşır yıkama işi uzun ve meşakatlı işti, bazen tam bir gün bazen ikinci güne sarkardı. Babalarımızın çocukluğunda dere kenarlarında düz taş üstünde tokaçlanarak kirinden arındırılan çalılar üzerinde kurutulan çamaşırlar benim çocukluğumda evde bahçesindeki kuyudan gerek ipli kovayla gerekse bazılarında eski usul bazılarında yeni tip tulumbayla çekilen su ile elde yıkanır gerekirse yine ahşap tokaç kullanılırdı.

Haftanın bir günü çamaşır günü olurdu genelde de cumartesi nedense. Önceleri yarım gün tatil olan cumartesi sonra tam gün tatil olmuştu biz okullu çocuklara. Tatil günü kuyudan tüm gün su çekip altı harlı yanan kazana kaynaması için  teneke teneke su taşımak  çocukluğumun unutulmaz günleridir 🤔 çamaşır günleri. Tam bir gündü sabah ezanı başlayıp akşam ezanı biten koca bir gün etrafta çamaşır sodasının hoş, çamaşır suyunun keskin, rende yada saf sabunun zeytin, evlerimizin yeni çamaşır detarjanı Omo yada Tursil’in harika yumuşak kokusu sarardı porta ve asma altını. Ve okul tatil, mahallede cıvıl cıvıl oyun sesi.🤔 Fakat kıyamazdım anneme.

Çamaşır dedin mi iş elbiseleri, çarşı, misafirlik kıyafetleri, okul önlükleri, içlikler grup gruptur.  Hepsinden önemlisi de beyazlar grubu. Bu gruba her bir gruptan çamaşır girerdi beyaz çarşafta, aklet, don fanilada ve tabiki okul beyaz yakalar. Beyazlar mutlaka kaynatılmalı yoksa kar gibi olmaz. Renkliler sabah erken plastik yada galvanez leğenlere bastırılır, sonra odun külü, çamaşır sodalı suda çitilenir en son o donemin çamaşır tozu OMO yada Tursil ile yıkanırdı.  Durulama için bol su kuyudan getirilir çamaşırlar deterjandan  arındırılırdı. Çamaşırların suyu sızıp aksın diye bir süre kapancada bekletilir sonra annem tek başına suları daha çabuk aksın diye bükerek iki eliyle sıkardı. Bu aşamada ona yardım etmek için hemen sıkmaya çalıştığı büyük parça çamaşırın ucundan tutar onun çevirdiği istikametin tersine bükerek çabucak çamaşır ipine kuruması için hazır hale getirirdik. Bu işi yaparken kol pazılarımızın az şiştiğini görmek ve annemin “aferim oğluma bi çırpıda bitirdik” demesi çok havalara sokardı küçük erkek gururumuzu.😉

Bu arada hayvanların bakımı, kahvaltı sofrası ve bulaşığı sonra öğle yemeği ve hazır edilecek olan akşam yemeği de bu telaşın arasında diğer yapılması gereken işlerdi. O günlerin şartlarında tüm annelerin olduğu gibi benim Anneminde elde çamaşır yıkamaktan elleri soyulur, tüm gün sudan ve deterjanda durmaktan şişer akşam günün yorgunluğu el, bel diz ağrısı derken yattığı yeri bilmezdi. O zamanlar Sarıköyde bizde ve bircok evde yoktu bugünkü gibi otomatik makineler, ne kalorifer vardı ,ne doğal gaz, ne çeşme vardı, ne sıcak akan sular, ne hazır ekmek vardı, ne işlenmiş gıdalar. Abartısız günün  on sekiz, yirmi saatini çocukları için harcardı anneler “off”demeden. Uykusu hiç derin olmadı benim annemin çocukluk yıllarımda hiç ayağını uzatıp kahve içmedi keyifle, uzanıp bir ben kimim diye düşünmeye vakti olmadı belki.

Bu yüzden onları her ziyaretimde birlikte olduğumuz zaman ” hadi anne kahve yapayım da içelim” dediğimde o günlerden kalan izler az biraz içini burkar, biraz gurur biraz utanarak “sen mi?  yapcen oğlum,ben yaparım” diye şaşkın bakışlarla beni kahvemizi yapışımı izler ta ki kahve fincanını eline uzatana kadar. Sonra o derin sevgi dolu anne bakışlarının keyfinde kahve içmek ikimizede iyi gelir. Hele birde eski güzel anılardan sohbet varsa anlatırız doya doya.

Ben nasıl annemin çamaşır makinasını baktırmam, varınca ilk işim. Onun bizleri büyütürken biz çocuklarına şimdilerde çokça şahit olduğum torunlarına aynı bakışı..aynı eksiği yok fazlası var.. yorgun gözlerle öyle bir bakardı ki sevgisi içimizi ısıtırdı. Annelerin bu katışıksız sevgisine saygı duymamak mümkün değildi. Sevgisi hiç sözle değildi ,zaten pek sözde bilmezdi, Sadece karşılıksız emeğiydi ve sevgisini ilmek ilmek örerdi. Şimdi baba olunca onu daha iyi anlıyorum çocuklarına yetememe korkusunu ,  isteklerini yerine getirememe durumunu defalarca yaşamasına rağmen pahalı yerine temizin , lüks yerine asaletin daha makbul olduğunu biz çocuklarına aklının yettiğince öğretirdi. 

Nasırlı elleri öpülesi annem ” Karnın aç mı? “Üşücen” “keyfin mi yok? senin”  ” çok yoruldun, dinlen biraz”  diye sorarken şefkat dolu sözlerinden sevginin ne büyük emek olduğunu bilirdik. Hiç şikayet etmeden çocukları için hayata direnç  gösteren annem her bir emeği sevgi uğruna vermenin ne büyük değer olduğunu sözle yüzümüze  söyleyemezdi, bilmezdi böyle şeyleri ama bakışları şunları anlatırdı insana ” Sevgi yok olanı, var  etmektir. Sevgi emektir. Sevgi yorulmaktır, sevdiğinin uğruna yeri geldiğinde “canım sana feda” “kurban olurum sana” derken kimsenin bilmediği kadar ciddi olmaktır.

Bu gün geçmiş 32 yıl süresince senede birkaç gün annesini görebilen ben ondan 32 gün ayrı kalasım yok. Yanında olduğum sürece annemi her gün görmenin mutluluğuyla, asla ödeyemeyeceğimiz hakkını ve verdiği sevginin zerresini iade etme şansını bulduğum için bugün mutluyum ona doğru yoldayım. 

Çamaşır makinası sorun ne bilmiyorum belki tamir yerine yeni bir makina daha akıllıca olacak. Annem benim en güzelini hakediyor. Sabahtan beri beni yoldayım diye merak ettiği için sürekli telefon etmek istiyor ama kendine hakim oluyor bekliyor, eminim. 😉

İzmirde ben aradım o Manisa Akhisar Balıkesir  hiç boş geçmedi. Şu an otobüs Bandırma ya vardı. Hemen telefon edeyim de erkenden kısık başına çıkıp tespih elinde oturmasın en son geldiğimde ki gibi .🤔 Annem benim. Allah onu ve babamı başımızdan eksik etmesin.. İşte Üğcek tepesi de göründü..

Son Yazılar

Hepsini Gör
YAŞ MAYA

Baharda sabah erken yaprak ve çicekler üzerinde yokmuş gibi duran bir çiğ vardır, özenle bir kaba toplanır yaş maya tutmak için. “Oh bee!! bugün okul yok Cumartesi ve kahvaltı sonrası sokakta bolca gu

 
 
 

Yorumlar


Adres:

-Sarıköy Mahalesi

Gönen/ Balıkesir, 10680

Telefon: 533 766 1 866

Email:  tamergodekoglu@gmail.com

  • Blogger Sosyal Simge
  • YouTube Sosyal Simge
  • Facebook Sosyal Simge
  • Instagram Sosyal Simge

© 2013 by Gödekoğlu Çiftliği .Tüm hakları saklıdır.

bottom of page