Uyanınca
- Tamer Gödekoğlu

- 20 Oca 2020
- 7 dakikada okunur

Sarıköy de doğduğum iki katlı hanayın arkaya üğcek tepesine bakan üst kat odasında güneş ışıklarıyla uyanmak, sabah yelinin yüzüme vurduğunda yorganı burnuma kadar çekip, Yortan tepelerini, Üğcek tepesini henüz aşan güneşin odaya açık pencereden bahçedeki erik , şeftali ve badem ağaçlarının çiçek kokusuyla birlikte dolmasını izlemek, hafif esintinin tül perdeyle yaptığı ahenkli oyunlarla odanın duvarında değişen bu ilk ışıkları izlemek, bahçeden gelen sesleri anlamlandırıp ne olduğunu tahmin etmeye bayılırdım. İşte, iki bahçe arasındaki dedemin galvaniz su borularından yaptığı kapı yine hafif gıcırtıyla kapandı, baba annem bahçede, koşuşturan tavuk sesleri arasındaki gurkların sesi daha heyecanlandı, sanırım baba annem onlara pirinç harmanında batoz altında biriken kırık pirinç ve ot tohumlarından bir kovayı bahçeye serpti, keskin bir kaz sesi tavuklara göz dağı veriyor, erkek hindinin glu glu sesi ve kanatların yere vuruş sesi, kabarmış olmalı, ördeklerin karnım doydu şimdi keyif zamanı dercesine kanat çırpışlarını bitirdikleri ahenkli vak vak sesleri, asmanın demirinde bir guguk kuşunun dişisine kur yaparken ki şarkısı “ gugukcuk ,gugukcuk, nerdesin, yavrucuk” İnek damından keyifli buzağı sesleri onları karşılayan annelerinin sesi, demek ki annem ve babam inekleri sağıyor. Babamın atı Yaşar’ın bende buradayım dercesine kişneme sesi, şimdi kuyudan biri su çekiyor, sanırım baba annem asma altındaki ortancalara su veriyor. Koyunların uzun uzun melemeleri galiba henüz onlara daha bakan olmadı. Tüm bunların arasında bahçe komşumuz Galip dedenin gür sesi geliyor “Safinaaaaz” diğer tarafta Ömer amcaların bahçede bir çekiç sesine, Malgaraların bedfortun ara gazları karışıyor. işte bizim bahçede 135 ferguson çalıştı, traktör sesi ile fırlayıp pencereden bahçeye bakıyorum, tüm tahminlerimdeki isabetten mutluyum, karşımda yemyeşil üğcek tepesi tüm ihtişamıyla duruyor solda hamam bayırı masmavi gök yüzündeki beyaz pamuk bulutlara bakıp birini beyaz bir ata benzetiyorum, diğeri bir adam kafası, bir diğeri kocaman bir döşek gibi süzülüyorlar gök yüzünde. Dedem dün akşamın ve bu sabahın sütünü galvanez lastik kapaklı güğümle traktörün arka hidrolik demirine koyduğu bir elma sandığının içinde sütçüye götürüyor, porta kapısı açılınca traktör üstündeki dedem yeni fışkanlar vermiş asmanın altında kayboluyor,uzaklaşan traktör sesi,danacıların bahçede bir hareketlilik var ne oluyor acaba.Dedem dönüş yolunda mutlaka fotonun fırınına uğrar taze çarşı ekmeği ile gelir, bu ekmekten koca bir kaç dilim maşınganın üstündeki maşada tereyağ yada vita yağı sürülmek üzere kızartılır,kahvaltıda mutlaka babaannemin baklalı tarhana çorbası önce içilirdi. Kalkma zamanı.. Kalkar kalkmaz ayağıma takılan Süleyman amcamın vücut geliştirmek için aldığı yaylara şöyle bir el atıyorum görüldüğü kadar kolay değilmiş amcam gibi 2 yayı çekemiyorum henüz . Ikinci kat ahşap zemin üzerinde her bir adımda farklı ses çıkaran tahtalarda ahenkli adımlar ile merdivene kadar gidip mis gibi çorba kokusu burnuma doluyor. Bugün Pazar ve okullar tatil, saat 11 de yabancı sinema var acaba seyredebilecekmiyim. Kesin kovboy filmi var haftalık tv programında okumuştum. Kız kardeşim Şerife maşınganın yanında oturmuş tespih çeken baba annemin kucağında beni görür görmez heyecanla ağzındaki tek dişi göstererek ellerini beni al der gibi kaldırıyor. Kucağıma alıp salondan asma altındaki sedire gidiyoruz, Süleyman amcam kuyunun başında inekleri salmış bahçedeki yalaktan su içmeleri için hızlı hızlı su çekiyor, Şerife’nin şirinliklerine kayıtsız kalamıyor ve onu kucaklayıp yukarıya atıp katıla katıla gülen halinden memnun Şerifeyi tekrar tututp ,tekrar atıyor, bu arada ben ayağıma taktığım takunyalarla kuyudan su çekmek için tulumbanın koluna üzerine abanarak anca bastırabiliyorum. Hiç bir şeyi amcam gibi yapamıyorumum daha çok yemem lazım. Tekrar mutfağa döndüğümüzde Çiğdem kardeşim de kalkmış uykulu gözlerle bakıyor. Tespih çekmesi bitmiş olan baba annem yerden destek alarak kalkarken “ kalk kız kasnağı, sofra bezini koy, evin kızı sensin” diyor. Ben kardeşime kıyamadığım için hemen atılıp istenileni yapıyorum. Babamın çizmeleri mutfak bahçe kapı eşiğinde vurarak çıkarma sesi duyuldu ve az sonra içeriye giriyor,işte traktör geldi, amcam, kuyuda elini yüzünü yıkıyor,Annem yer sofrasını büyük bir ustalıkla hemen hazır ediyor. Dedem elinde çarşı ekmeği, yelek cebinde çiğdem için bir gofret hafif hafif ona doğru yaklaşıyor gofret in ucu görünüyor. Çiğdem gofreti hızla dedemin cebinden alıyor sanki dedem hiç farketmemis gibi şakalaşarak maşınganın dibindeki yer sofrasına her sabahki kendi yerine baldırının altına şilteyi kıstırarak oturuyor. Zaten ben büyüdüğüm için gofret sevmiyorum artık… Yer sofrasında dedemin sol yanına çiğdem, onun yanına ben, benim yanımda babam, sonra Süleymen amcam ,annem ve dizinde şerife ve onun yanında yine maşınganın yanında baba annem geçen yıl Sarıköy panayırında aldığımız yuvarlak sininin etrafına diziliyoruz . Önce tarhana çorbası servis ediliyor ve dedem “patlıcan turşusu çıkarsaydınınız ya” diyor, her sabah dediği gibi , sonra cebinden çıkardığı dut bıçağıyla çarşı ekmeğinden dilimler kestikçe maşınganın üzerine koyduğu maşanın üzerine özenle diziyor, Baba annemin maşınganın kapağını açıp içine attığı dut şımallarının çıtırtılı ve tıslamalı sesi ile, çarşı ekmeğinin o muazzam kokusu birbirine karışıyor. Çay servisi ile kızarmış ekmeklere vita yağı süren baba annem tek tek bizlere ekmekleri uzatır dedem yeni dilimleri keser ve dizerdi. Kaynamış yumurtaların kabuklarını soyan annem tabaklarımıza koyup tek tek tuzlar, her birimizin çayını ayarlar toz şeker kavanozundan kaşık kaşık çaylara doldurulur neredeyse karıştırmak bile gerekmezdi. Sofradan kalkarken dedem ile babamın konuşmasında Külköylerine fasulye ekmeye gideceğimizi anlar, filim izlemek istediğimden işime gelmez anlamamış gibi yapar acaba beni evde bırakırlar mı diye beklerdim ama tabiki kalamazdım dedem beni tohum ekme makinası üstüne oturtup gübre ve fasulye tanelerinin ne kadar kaldığı kontrolü görevi vermişti. Bu işi en iyi ben yapıyormuşum. . Madem gideceğiz o zaman bizde amcamla yeni yaptığımız toplu iğneli oltalarımızı da yanımıza alalım belki keçiderede balık yakalarız…arıköy’de bir Pazar sabahı; Sarıköy de doğduğum iki katlı hanayın arkaya üğcek tepesine bakan üst kat odasında güneş ışıklarıyla uyanmak, sabah yelinin yüzüme vurduğunda yorganı burnuma kadar çekip, Yortan tepelerini, Üğcek tepesini henüz aşan güneşin odaya açık pencereden bahçedeki erik , şeftali ve badem ağaçlarının çiçek kokusuyla birlikte dolmasını izlemek, hafif esintinin tül perdeyle yaptığı ahenkli oyunlarla odanın duvarında değişen bu ilk ışıkları izlemek, bahçeden gelen sesleri anlamlandırıp ne olduğunu tahmin etmeye bayılırdım. İşte, iki bahçe arasındaki dedemin galvaniz su borularından yaptığı kapı yine hafif gıcırtıyla kapandı, baba annem bahçede, koşuşturan tavuk sesleri arasındaki gurkların sesi daha heyecanlandı, sanırım baba annem onlara pirinç harmanında batoz altında biriken kırık pirinç ve ot tohumlarından bir kovayı bahçeye serpti, keskin bir kaz sesi tavuklara göz dağı veriyor, erkek hindinin glu glu sesi ve kanatların yere vuruş sesi, kabarmış olmalı, ördeklerin karnım doydu şimdi keyif zamanı dercesine kanat çırpışlarını bitirdikleri ahenkli vak vak sesleri, asmanın demirinde bir guguk kuşunun dişisine kur yaparken ki şarkısı “ gugukcuk ,gugukcuk, nerdesin, yavrucuk” İnek damından keyifli buzağı sesleri onları karşılayan annelerinin sesi, demek ki annem ve babam inekleri sağıyor. Babamın atı Yaşar’ın bende buradayım dercesine kişneme sesi, şimdi kuyudan biri su çekiyor, sanırım baba annem asma altındaki ortancalara su veriyor. Koyunların uzun uzun melemeleri galiba henüz onlara daha bakan olmadı. Tüm bunların arasında bahçe komşumuz Galip dedenin gür sesi geliyor “Safinaaaaz” diğer tarafta Ömer amcaların bahçede bir çekiç sesine, Malgaraların bedfortun ara gazları karışıyor. işte bizim bahçede 135 ferguson çalıştı, traktör sesi ile fırlayıp pencereden bahçeye bakıyorum, tüm tahminlerimdeki isabetten mutluyum, karşımda yemyeşil üğcek tepesi tüm ihtişamıyla duruyor solda hamam bayırı masmavi gök yüzündeki beyaz pamuk bulutlara bakıp birini beyaz bir ata benzetiyorum, diğeri bir adam kafası, bir diğeri kocaman bir döşek gibi süzülüyorlar gök yüzünde. Dedem dün akşamın ve bu sabahın sütünü galvanez lastik kapaklı güğümle traktörün arka hidrolik demirine koyduğu bir elma sandığının içinde sütçüye götürüyor, porta kapısı açılınca traktör üstündeki dedem yeni fışkanlar vermiş asmanın altında kayboluyor,uzaklaşan traktör sesi,danacıların bahçede bir hareketlilik var ne oluyor acaba.Dedem dönüş yolunda mutlaka fotonun fırınına uğrar taze çarşı ekmeği ile gelir, bu ekmekten koca bir kaç dilim maşınganın üstündeki maşada tereyağ yada vita yağı sürülmek üzere kızartılır,kahvaltıda mutlaka babaannemin baklalı tarhana çorbası önce içilirdi. Kalkma zamanı.. Kalkar kalkmaz ayağıma takılan Süleyman amcamın vücut geliştirmek için aldığı yaylara şöyle bir el atıyorum görüldüğü kadar kolay değilmiş amcam gibi 2 yayı çekemiyorum henüz . Ikinci kat ahşap zemin üzerinde her bir adımda farklı ses çıkaran tahtalarda ahenkli adımlar ile merdivene kadar gidip mis gibi çorba kokusu burnuma doluyor. Bugün Pazar ve okullar tatil, saat 11 de yabancı sinema var acaba seyredebilecekmiyim. Kesin kovboy filmi var haftalık tv programında okumuştum. Kız kardeşim Şerife maşınganın yanında oturmuş tespih çeken baba annemin kucağında beni görür görmez heyecanla ağzındaki tek dişi göstererek ellerini beni al der gibi kaldırıyor. Kucağıma alıp salondan asma altındaki sedire gidiyoruz, Süleyman amcam kuyunun başında inekleri salmış bahçedeki yalaktan su içmeleri için hızlı hızlı su çekiyor, Şerife’nin şirinliklerine kayıtsız kalamıyor ve onu kucaklayıp yukarıya atıp katıla katıla gülen halinden memnun Şerifeyi tekrar tututp ,tekrar atıyor, bu arada ben ayağıma taktığım takunyalarla kuyudan su çekmek için tulumbanın koluna üzerine abanarak anca bastırabiliyorum. Hiç bir şeyi amcam gibi yapamıyorumum daha çok yemem lazım. Tekrar mutfağa döndüğümüzde Çiğdem kardeşim de kalkmış uykulu gözlerle bakıyor. Tespih çekmesi bitmiş olan baba annem yerden destek alarak kalkarken “ kalk kız kasnağı, sofra bezini koy, evin kızı sensin” diyor. Ben kardeşime kıyamadığım için hemen atılıp istenileni yapıyorum. Babamın çizmeleri mutfak bahçe kapı eşiğinde vurarak çıkarma sesi duyuldu ve az sonra içeriye giriyor,işte traktör geldi, amcam, kuyuda elini yüzünü yıkıyor,Annem yer sofrasını büyük bir ustalıkla hemen hazır ediyor. Dedem elinde çarşı ekmeği, yelek cebinde çiğdem için bir gofret hafif hafif ona doğru yaklaşıyor gofret in ucu görünüyor. Çiğdem gofreti hızla dedemin cebinden alıyor sanki dedem hiç farketmemis gibi şakalaşarak maşınganın dibindeki yer sofrasına her sabahki kendi yerine baldırının altına şilteyi kıstırarak oturuyor. Zaten ben büyüdüğüm için gofret sevmiyorum artık… Yer sofrasında dedemin sol yanına çiğdem, onun yanına ben, benim yanımda babam, sonra Süleymen amcam ,annem ve dizinde şerife ve onun yanında yine maşınganın yanında baba annem geçen yıl Sarıköy panayırında aldığımız yuvarlak sininin etrafına diziliyoruz . Önce tarhana çorbası servis ediliyor ve dedem “patlıcan turşusu çıkarsaydınınız ya” diyor, her sabah dediği gibi , sonra cebinden çıkardığı dut bıçağıyla çarşı ekmeğinden dilimler kestikçe maşınganın üzerine koyduğu maşanın üzerine özenle diziyor, Baba annemin maşınganın kapağını açıp içine attığı dut şımallarının çıtırtılı ve tıslamalı sesi ile, çarşı ekmeğinin o muazzam kokusu birbirine karışıyor. Çay servisi ile kızarmış ekmeklere vita yağı süren baba annem tek tek bizlere ekmekleri uzatır dedem yeni dilimleri keser ve dizerdi. Kaynamış yumurtaların kabuklarını soyan annem tabaklarımıza koyup tek tek tuzlar, her birimizin çayını ayarlar toz şeker kavanozundan kaşık kaşık çaylara doldurulur neredeyse karıştırmak bile gerekmezdi. Sofradan kalkarken dedem ile babamın konuşmasında Külköylerine fasulye ekmeye gideceğimizi anlar, filim izlemek istediğimden işime gelmez anlamamış gibi yapar acaba beni evde bırakırlar mı diye beklerdim ama tabiki kalamazdım dedem beni tohum ekme makinası üstüne oturtup gübre ve fasulye tanelerinin ne kadar kaldığı kontrolü görevi vermişti. Bu işi en iyi ben yapıyormuşum. . Madem gideceğiz o zaman bizde amcamla yeni yaptığımız toplu iğneli oltalarımızı da yanımıza alalım belki keçiderede balık yakalarız…
Tamer Gödekoğlu




Yorumlar