Tercih
- Tamer Gödekoğlu

- 2 Kas 2021
- 3 dakikada okunur
Doyduğum şehre doğayı, organik olanı,sade katışıksız,hilesiz dürüst olanı getirmeye uğraşmak yerine doğduğum köye gittim.

Nerede yaşıyorsun? Sana soruldu mu? Seçme hakkın oldu mu? Doğduğun yerden ayrılmana sebep sahiden doymadığın için mi? Doyduğun için bu yerde çok mu mutlusun? Hangisi? Tercihler mi? Vazgeçtiklerin mi? Kaç “evet” dedin?
Tabi ki yaşadığınız hayatın içinde size sunulan böyle bir seçme şansı varsa. Meslek mi belirliyor yuvamız nerede olacak? Ya seçtiğimiz meslek gereği uzak kalırsanız sevginin bir tarafından tutanlardan ya uzak kalırsanız aylar boyu sizi siz yapan değerleri ruhunuza aşılayıp sen mutlu ol diye uzak diyarlara salan sevdiğiniz insanlardan. Ya kaçırırsanız o harika ana kucağı sıcaklığındaki annenizi doğuran kadının cenazesini? ya hiç bilmeden geçen aylar sonra öğrenseniz soy isminizi veren ata dedenin bir daha o kısık başından eli arkasında dönmeyeceğini? ya şaşalı, konforlu, gölgede, masa başı işiniz kanatıyorsa kurumayan yarayı? yara bandı ile koşu bandı arasında sıkışmış bir hayata doğru rampa aşağı gidiyorsa kalbin?
Menfaate dayalı dostluklar, faydan kadar varsın yanımda, bedelin maaşın diyenler çoksa o konfor alanında? ya yorulduysan zamana karşı yarışta ve bir dost el ararsan omzunda yok olduğunu bile bile inatla ararsan? Ya kaybolursan daha iyisi, daha yenisi, daha büyük, daha derinliklerinde etrafındaki binlercesi gibi? Ya yaraların hiç kabuk tutmazsa geçip giden alışkanlıklar ile geçen hızlı zamanda ayakların toprağa, yüreğin sevgiye hasret?
Doğduğumuz yerden doyduğumuz yere serüvende onlu yaşlar koşa koşa, yirmili olanlar çok çabuk, otuzlar hızlı, kırklar daha bir anlaşılır ve şimdilerde ellili yaşlardan geriye dönüp izliyoruz nasıl uçup gittiler kapağı açık unutulmuş eter şişesinden buharlaşan eter gibi, uçup giden yıllar yazıldı hayat hanemize. İş, aş, maaş, kredi, banka, ofis, okul ama ille de çocuklar, eğitimleri, kreşi, dersi, faturası, ödemesi, ihtiyacın yenisi eskisi derken geçen zamanın, her türlü sıkıntı ve zorluğun meyvesi çocuklar, onların büyüdüğünü görmek kendinden bir parçayı izlemek belki tek dayanak şimdi doyduğumuz yerde.
Doğduğun yerdeki yetiştiğin kaba saba ot yastıklı odalarda gaz lambası ışığında ders çalışıyor gibi yapıp kulak kesildiğin bir radyo piyesinin tüm karakterlerinin bir anda maşınganın önünden sızan alev ışığının duvardaki dansına eşlik etmesini ben sağladım. Senior Gonzales’in yemyeşil çayırlar içinde orman kıyısındaki yüksek pencereli yüksek tavanlı evini hiç görmedim ama ben oradaydım. Şömineden sızan dumandan mum ışığının isinden benim de genizim yandı. Rengi solan perdeleri, çamaşırhanedeki kadınların buharlı havada nasıl terlediğini bende gördüm. Deniz fenerinin sönük ışığını fırtınalı gecede dalgalara karşı mücadele veren teknenin güvertesinde bende ıslandım. Nazik bey efendilerin hanım efendilere gösterdiği saygıyı ve karşılıklı sevgiyi o günlerden yüreğime işaretledim.
Yan yana tüm mahalle evin salonunda birlikte yeni gelen televizyondaki sinemanın odaya dolması kalpleri ısıtıp göz yaşlarını akıtırken kızlar ağlar, erkekler ağlamaz derken boğazımıza düğümlenen şeyin ne olduğunu anlamadım. Duygusal sahnelerde birlikte üzülüp, başroldeki erkeğin kızın dudaklarından öpmek için eğildiğinde utanan mahalle kızlarınla göz göze geldiğimizde bende “bak ben hiç utanmıyorum” mesajı verdim. Hayal gücü bitmek bilmeyen ruhumuzda canlanan karakterleri arkadaş sohbetlerinde bire bin katarak doyumsuz sohbetler aklımızda, tatları damakta hala.
Doyduğumuz yerde bizim yetiştirdiklerimiz ise aydınlık kesintisiz ışık dolu kocaman evlerinde konforlu koltukların olduğu salonda sessizce susan ayrı oturan bireyler oldular. Teknoloji İnternet, akıllı tv ve telefonlar hayatımıza girdikçe evin ayrı odalarını paylaşan aile üyeleri bir yemek masası etrafına toplanamayan uyumsuz her biri salonun bir ucuna oturmuş anne, baba ve çocuklar olduk. Bizi kaynaştıran hısım akraba ziyareti, konu, komşu çat kapı misafirlikleri miydi? Çünkü hayatımızda eksik olan onlar artık.
Kocaman şehirlerde, küçük olduğunu unutan köylerde hayatının gençlik zamanı fark etmeden buharlaşan gençler, tecrübesini anlatamayan sadece uçan zamanı üzülerek izleyen büyükler var artık sırf birlikte yaşamadıkları için kopuk hayatlar. Yeni dünya düzenimiz dedikleri bu olsa gerek: Organik ekmek, Organik yumurta, Organik yoğurt peşinde koşan sağlıksız beslenen ama sağlıklı ürünler arayanlar. Birbirine tarifler ile vakit geçirip mutlu olan, simidin susamından feragat edip hamurunu yutan, sofrasından sirke, limon, sarımsak, soğan, pekmezi çıkaran acelesi olan bir toplum. Hep meşgul, hep vakitsiz. Köyümüze gitmek yerine beyhude bir çabayla milyonluk şehirlere köyü getirmeye çalışıyoruz. Tabi ki geliyor organik zannedilsin diye saman içinde ambalajlı üzerine az tavuk pisliği sürülmüş çiftlik yumurtasını organik zanla yüksek paralar ödeyerek.
Doğduğumuz yerdeki hayata özlemle gıda kısmını para ile halleden doyduğum yer insanları yakında alışveriş merkezlerinin mağaza vitrinlerinde, ellerindeki telefondan tek tuşla alışveriş yaptıkları sitelerde, belki mahalle bakkalında belki yolda, yaşadığı sokakta, kim bilir bilmem kaç katlı apartmanın asansöründe doğduğum yerde çok olan dert dinleyen dost, kin gütmeyen arkadaş, arkadaş satmayan organik yoldaş, katışıksız anne sevgisi, gezen helal insan çocuğu, doğal hayırlı evlat mayası arayacaklar.
Bildiğim tek şey çoğaldıkça yalnızlaşıyoruz doyduğum şehirde. Hep çok yoğun, hep çok yorgun, hep acelemiz var ve dostlarımızın nesli git gide azalmakta.







Yorumlar