top of page

Mantar

  • Yazarın fotoğrafı: Tamer Gödekoğlu
    Tamer Gödekoğlu
  • 4 Şub 2021
  • 4 dakikada okunur

“Şu karşıda bi kuru ağaç, takırdadında mı kurudun a dibi kuru ağaç”

İlkbahar yağmurları düşmeye başladığı geceleri serin gündüzleri sıcak günlerde, taze çimler arasında bir yıl öncesinin kuru yaprakları, sap ve samanlarının uygun ısıda zaten hep mevcut olan mantar sporlarının saatler içinde toprak üzerine çıkması ilginç bir doğa olayı, bölgemizde ise o kadar çok çeşit mantar var ki, bilinen birkaç tür dışında kimse maceraya girişmez zehirli mantar korkusu kulaktan kulağa hep dinleyenleri tehditkâr sözler ve uyarılar ile anlatılırdı.

Babam beyaz atını porta altında önce kıl çuval üzerine deri eyerini koyup sıkıca karnının altından geçirdiği kemeri sıktı. Mantar toplamaya gidiyoruz diye tüm gece kesik kesik uyuduğum için sabah kuyuda yüzümü yıkamak beni uyandırmıştı. Sabah erken ve daha okula gitme derdim olmadığı için rahatım. Sisin ne kadar yoğun olduğunu bahçede ve porta altında fark edemedik ama kısığı döner dönmez oluk başı caddesine çıkınca fındıklı caminin bahçesindeki at kestanesi ağaçlarının yapraklarının görünmemesi ve minarenin sanki hiç yokmuş gibi kaybolması ile daha iyi anlıyoruz. Caminin yanından geçerken hocanın minare şerefesinden kendi sesiyle okuduğu sabah ezanı sesine Arnavut kaldırım taşlarında atın nal sesleri karışıyor düzenli ve hiç değişmeyen bir ses ile önce Eski okul ve çınarlı dereye paralel Dereköy yoluna gidiyoruz. Kaldırım taşları bittiğinde toprak zeminde atın nal sesleri de değişiyor. Sabah serinliği babamın arkasında oturduğum halde yüzümü yalıyor. Karabakkal kuşlarının telaşlı telaşlı bir çığlıkla o çalıdan daha ilerdeki çalı ardına uçması yol boyu devam ediyor. Atın geniş baldırları sıcacık ve geriye kaymamak için koluma geçirdiğim boş sepet sıkıca tutunmama engel oluyor. Çaputa giderken Dere boyunda babam atı biraz daha hızlı sürüyor ve erkek atlara mahsus o heybetli yürüyüşte müthiş keyf alıyorum. Atın her güçlü ileri hamlesinde ona denk bir güçle sarıldığım kollarımı biraz daha güçlü tutuyorum. Köy deresi ve Habib deresini dolduran eriyen kar suları yada kuvvetli yağmur sularının kış döneminde yaptığı sellerde sular dere yataklarından taşardı. Alüvyon taşıyan bulanık sular ile yol kenarları tarlalar doğal gübrelenir baharda taptaze otlar ile bereket kendini gösterir, o yılın tarlaya ekilen ürününün miktarını etkilerdi. Sel sularının yıllar içinde oyduğu yollardan geçerken yolun sağ ve solu küçük fidanları yanında büyük, içi boşalmış söğüt ağaçları kaplamış. Danacıların tarlası bizim tarla arasındaki yol zemini yem yeşil çim gibi ot ve etraf böyle söğütlüktü. Sisli hava arasından ilk güneş ışıklarının vurduğu dallarından gökyüzünün görünmediği ulu söğüt ağaçlarının arasındaki tarla sınırı da denilen bu yolda ilk mantarları görüyoruz, sonra bir tane daha, bir tane daha. Üstü beyaz içi kahverengi çizgili mantarları özenle saplarından çakı ile kesip bir sepete yakın mantarı çok kısa bir sürede topluyoruz. Babamın atı yuları ensesinde olmasına rağmen hiçbir yere kaçmadan arkamızdan yürüyerek bizi takip ediyor. Kuru bir söğüt ağacı yanından geçerken babamın söylediği ilk tekerlemeyi o gün öğreniyorum. Manası yok ama o günü hatırlatan gizli bir anahtar gibi hala ” Şu karşıda bi kuru ağaç, takırdadında mı? kurudun a dibi kuru ağaç” söyledikçe o günleri hatırlarım.

Dönüş yolunda keçi dereye doğru giden bağlar yolundan gidip topraklığa çıkıyoruz, asfalt yola paralel giden kaldırım taşı kaplı eski gönen yolunda at ile yavaş yavaş köye doğru yol alıyoruz. Bu eski yolun sağı ve solu çiçek açmış mis gibi kokan akasya ağaçları dolu. Ağaçların alt dallarına at üstünde yaklaşan babam birkaç dal kırıp bana uzatıyor, bu çiçeklerin en dibinin emilerek yendiğini, çok lezzetli olduğunu o gün öğrendim ve harika koktusunu bugün gibi hatırlıyorum.

  Topraklığın  köy deresine inen geçite vardığımızda önceleri var olan ama şimdi sadece yıkılmış yerinde kalan kazık ayaklara takılmış dal ve yaprak parçalarının yerini belirttiği köprü yerini görüyorum, babam köprünün yıkılış hikayesini anlatıyor ama sesi kesik kesik geldiği için iyice duyamıyorum. Babamın ağaçtan kırarken annene verirsin dediği için elimde sımsıkı tuttuğum güzel kokulu akasya çiçeklerini bile bastıran etraftaki kötü kokunun sebebi olan Belediyenin mezbaha hanesi sağda ve solda top sahasıyla aramızdaki dere ve bu derenin tabakhane ve mandıraların atık sularının ta Çınarlı dereden buraya topladığı kara kirli suları. Burnumu tıkamak istiyorum ama ellerim dolu babam, ağzından nefes al o zaman koku gelmez diyor, öyle yapıyorum ta ki sağdaki soğuk hava deposuna solda Birikeçtiler. O gürültülü kalıp makinaları henüz çalıştırmıyor ama dün yapılan birikeler üst üste istifleniyor. Koça çınar ağaçlarının yanında iki kişi ellerindeki kürekle sırayla öbekten aldıkları dere kumunu kocaman bir eleğe doğru atıyorlar. Elenen kumlar çimento ve su ile harmanlanıp bu kalıp makinalarında yeni briketler yapılacak.

Harmanlar, panayır yeri bomboş, kimsecikler yok sol taraf uzakta sanayideki dükkanlara ustasından önce gidip dükkânı temizleme telaşında çıraklar var. Babam harmanlarda beyaz atın dizginlerini gevşetiyor ve şimdi daha sık am kısa adımlarla hiç sarsmadan daha hızlı gidiyoruz. Anneannemlerin mahalleden geçerken Çınar ağaçları altındaki kaba çeşmeye yalağına Beyaz at su içsin diye yanaşıyor. Atın üzerinde otururken Bekirler kısığından Hüseyin dedem motosikleti üzerinde ağır ağır çarşı camiye doğru giderken tam arkamızda durup, atın üzerinde tek başıma oturan bana, “Tamer, babanı al arkana yazık yürümesin” diyor. Gülüşüyoruz.

Eve döndüğümüzde elimde akasya çiçekleri uzunca bir süre porta altında annemin İneklerin damında süt sağım işi bitsin diye bekliyorum, kokuları aynı ama artık çiçekleri boyun bükmeye başladı. Annem geldiğinde o süt tenekelerini alıp kapıya yürürken beni mutlu etmek için babaannem ve anneme ” mantarların çoğunu Tamer topladı” yalanına sessiz kalarak ortak oluyorum. Hoşuma gidiyor.

Uykusuz ve at üzerinde oturmaktan çok yorulmuş küçük adam edaları ile porta altından asma altındaki kuyuya elimi yüzümü yıkamaya pek bi havalı yürüyorum annemin önünden ta ki annemin sarılıp okşarken kucakladığı o ana kadar. “Benim oğlum kocaman adam oldu artık, bu çiçekleri sen benim için mi kopardın?” hiç yüzüne bakmadan yalan olmasın diye hiç sesimi çıkarmadan başımı sallayıp onaylıyorum sessizce.

Evet, babam kopardı ama ben de eve kadar taşımıştım. Babaannem mantarları ocakta ateşe koydu bile…

Ocaktaki mantar yemeğinin kokusu ortalığı sardı bile….

Son Yazılar

Hepsini Gör
YAŞ MAYA

Baharda sabah erken yaprak ve çicekler üzerinde yokmuş gibi duran bir çiğ vardır, özenle bir kaba toplanır yaş maya tutmak için. “Oh bee!! bugün okul yok Cumartesi ve kahvaltı sonrası sokakta bolca gu

 
 
 

Yorumlar


Adres:

-Sarıköy Mahalesi

Gönen/ Balıkesir, 10680

Telefon: 533 766 1 866

Email:  tamergodekoglu@gmail.com

  • Blogger Sosyal Simge
  • YouTube Sosyal Simge
  • Facebook Sosyal Simge
  • Instagram Sosyal Simge

© 2013 by Gödekoğlu Çiftliği .Tüm hakları saklıdır.

bottom of page