İpekböceği
- Tamer Gödekoğlu

- 4 Şub 2020
- 6 dakikada okunur

İpekböceği kerevetleri arasında ders yaptığıma göre haziran öncesi ,bahar aylarında bakılırdı sarıköyde evlerimizin nazik misafirlerine, misafirlik süreleri kısıtlı, bakımları sürekli ve çok yorucuydu. Zorlu kış aylarından çıkan Sarıköylü ailelere yaz günlerine girerken koza satışından elde edilecek gelir muhtemel giderleri bir nebze karşılayacak para girişi, beklenen sarıköy ve Gönen panayırları öncesi aile bütçelerine ciddi bir destektir ipekböceği.
Eminim benim gibi birçok çocuk ilk defa bir lokantaya Bursa Koza Han’a kozaları teslim etmeye gittiğinde girmiştir. Benim içinde öyle oldu rahmetli dedem ve mahalleden birkaç komşu rahmetli Zühtü amcanın kamyonu ile Bursaya gittiğimizde girmiştik lokantaya hep beraber. Salaş bir binada yüksek bir duvara indirme çatılı lokantada 6 yada yedi üzeri formika kaplı masa, metal ayaklı sandalyeler vardı. Yemek tezgah arkasında beyaz önlüğü beline sıkıca bağlamış aşcı amca buyur etmişti bizi içeri, izmir köfte, kavruk arpa şehriyeli pirinç pilavı ve ayva komposto sipariş etmişti dedem benim için ve yanında çarşı ekmeği.😉
Tadı damağımızda kalmış olacak bugün hâla eşimden bu menüyü bazen isterim akşam yemeklerinde ve gizli bir fantazidir benim için arkadaşlarla bir Türk restorantına gidersek, mutlaka gözlerim arar ve isterim.
İlk baharın mevsiminin nisan ayının son haftalarında zehir atmaya gelecekler diye evde muazzam bir telaşlı hazırlık yapılırdı. Evin böcek bakılacak tüm oda ve salonlar eşyalardan boşaltılır badana edilir ve temizlenirdi. Babaannemin iki katlı hanayında üst kat iki yatak odasına yığılırdı eşyalar. Alt katta sadece babaannem ve dedemin uyuduğu odası birde mutfak muhafaza edilir diğer her yer zehir atılacak duruma hazır edilir ilk paketlerin açılacağı kerevet ve ayakları, kullanılacak file ve kapancalarda zehire maruz kalıp temizlensin diye ilk odaya özenle konurdu. Böceklik damı ise bir önceki dönemden depolanan ayaklar, kerevetler bahçeye dedemin koyduğu eşeklerin üzerine özenle istif edilir, fileler, kapancalar, seleler, çergiler hepsi elden geçerdi. Onarım işinde dedem usta,amcam kalfa ben getir götür işleri olarak yardımcıydım. Hepsi elden geçer sonra köy deresinde yıkanarak temizlenmeleri için traktör römorkuna istiflenirlerdi, Süleyman amcamın o kadar malzemeyi römorka sığdırmasını hayranlıkla izlerdim. Keçi dereye gidilecekse topraklık mevkii sonundaki meydan geçidi yada uzunparaya giderken ayvalı dere altındaki geçite gidilir, köy deresine gidilecekse köy çıkışında çınarlı yol bitimindeki soğuk hava deposu yanından, salhanenin dibinden yeni dere yatağına traktörle römork arkada girilir, dere yatağında biriketçilere dere kumu çeken traktörlerin yol izi takip edilerek yukarı gidip bizim çayıra varmadan küçük parça yonca tarlasının izasındaki derenin dirsek yaptığı meydanlık yere varınca dururduk. Burada ayaklar, kerevetler, fileler, kapancalar, seleler güzelce yıkanır, kurumaları için etrafa düzgünce serilir ögle güneşi altında kurumaları beklenirdi. Beklerken en güzel aktivite biz mahallenin çocuklarına doncak suyun akıntısına kendimizi bırakarak dize kadar suda yüzmek olurdu.Kuruyan malzemeleri tekrar römorka dizerken bu sefer etrafta beyaz donlar kurumaları için yüksekçe balık otlarına asılır rüzgarda hafif hafif sallanırken kurur, kurumaz ise kerevetlere asılı eve giderdi.😉
Eve vardığımızda ayaklar ve kerevetler özenle böceklik damına indirilir, kurulur ben ve benim gibi küçük erkeklerde bir kereveti tek başına taşıyabilme gururunu yaşar birbirimizle yarışırdık. Kerevet ayaklarının bazıları dörtlü, bazıları beşliydi, kerevetler arası hesaplanır, soba kurulacak yer belirlenir, kapanca, file ve diğer çergiler içeride bırakılır şimdi adını hatırlayamadığım gözlüklü ve bir gözü hafif kayık bir amca vardı, sanırım koza kooparatifindendi bu amca, böcekler nerede bakılacağını kontrol eder, belkide onaylardı hazırlıklar tamam mı diye. Evde maşınga kurulu bahçe tarafı oda yada yol tarafındaki oda ilk paketlerin açılması için uygundu her yıl olduğu gibi. Zehir atmaya gaz maskesi ile geldiklerindeki o her tarafı saran kötü kokuyu ve nasıl genizimizi,gözlerimizi yaktığını hatırlıyorum. 🤔
Üç yüzük böcek bakıyor, beş paket böcek bakıyor, tohumluk böcek, alaca, karagöz lafı beni hep meraklandırırdı, buradaki yüzük terzi yüzüğü olsa gerek, eminim görenler vardır, bu yüzükle dolu dolu 3 ipekböceği tohumu konduğunda 3 paket oluyordu. Rahmetli babaannemler kaç paket bakıyordu hatırlamıyorum fakat gizli gizli tohumlardan ipek böcekleri çıktı mı diye baktığımı hatırlıyorum. Babaannemin bir kaz tüyü vardı bu tohumları özenle kontrol eder, yeşil bir duvar derecesinden oda sıcaklığını kontrol ederdi.
İpek böceklerinin evreleri vardı, Birinci Alada, ikinci Alada,koca alada her ne demekse? Sanırım büyüdükçe ipek böcekleri deri atıyordu. İlk özenle kesilmiş dut yaprakları belki bur demet dutluktan getirilir, şımallar tek tek yapraklar sapları alınmadan sadece yapraklar alınır acı uç filizler bile alınmaz bırakılırdı. Yapraklar kapanca yada sini içine konan dikdörtken kütük üzerinde kalın suratlı keskin ahşap saplı bıçakla çok ince ince kıyılır ve bu küçüçük tırtılların üzerine elle tek tek incecik serpilirdi. İncecik kara renkli tırtıllar yarım saat sonra hepsi yaprakların üzerine çıkar bizde izlerdik kardeşimle beraber gizli gizli, çocukluk işte😉 Annem kırk tembih verirdi sakın elinizle dokunmayın diye. Sabah, akşam öğünleri vardı hatırladığım kadar sonra bu öğünler 8 saatte bir ile sabah ikindi, geceyarısı gibi üçe çıkıyordu. Önceleri bir demet dut yaprağı gelirken ,kozadan hemen önce sabah 20 demet, akşam 20 demet dut dalı kestiğimizi hatırlıyorum.
Sarıköyün mezarlık tarafı çıkışında dedemin bir dutluğu vardı, eski bir dutluktu burası, yol seviyesinden yüksek büyük taşlarla istinad duvarı yapılmış Üğcek tepesi ve civarında bolca çıkan horasan duvarlar bu dutlukta da vardı. Bu dutluğun asvalt yol tarafına traktörü yanaştırıp az önce dut bıçakları ile dedem ve babamın kestiği dut dalları benim tarafından demet öbekleri olarak toplanır, iki dut şımalını özel bir teknikle bağçık yapan babam tarafından tek tek bağlanır, demetleri dedem ve babam sırtında taşır sonra römorkun içine atarlardı. Rahmetli dedem benim taşıya bileceğim kadar demet bağlar taşımamı izler sonra demetle beni beraber römorka atardı. 😉 boğuşurduk ter içinde babam traktörü eve sürerken. Önceleri yaprak yaprak tek tek koparılan dut yaprakları kıyılarak verilir, mahallemizin komşuları her zaman yardıma gelir inanılmaz bir güçbirliği oluşurdu. Hatice ninemiz rahmetli o bile oturduğu yerden filiz koparır yardım ederdi, Annemin anneannesi rahmetli Fatma ninem, kardeşi Ayşe ninem hiç üşenmez yardıma gelirlerdi. Rahmetli Ayşe teyzemin lakabı böcekçi nineydi kız kardeşim Çiğdem için, öyle bilirdi, o da kardeşimi doyurur kolar gözetirdi annemin telaşlı koşturmacalarında.
Babaannemin, Feriha halamın, Emine halamın yaprak kıyışı ve tekniklerini ben bugün hala çok denerim ıspanak keserken yinede onlarınki gibi olmuyor. Cefakar annem, onun gecesi gündüzüne karışırdı. İpekböceği bakma işin düzeni, gelen giden, yapraklama, file serme, alt alma,öğün yemeği bulaşığı kardeşimin ve benim yemem içmem derken çok yorulurdu. O çok yoruluyor diye ona yardım edeceğim derken bende harap bitap düşerdim. Kerevetlerin arasında ders çalışır ipek böceklerinin yaprakları yerken çıkardıkları fasırtıyı dinlerdim. Nineler, akraba kızları, annemin kızlık arkadaşları, komşumuz tekelerin cemile yengem, rahmetli çakarların ayşe yengem, yörükellezlerin Neriman yengem, teyzelerim, mahallenin genç kızları hep birlikte bu süreli ama hummalı çalışmada hiç karşılık beklemeden çalışır destek olurlardı. Allah hepsinden razı olsun. Sonra sıra ipek böceklerinin nereye koza yapacağı konusu gündeme gelirdi, kovalık kesmeye topraklığa giderdik hep beraber dedem,amcam,babam, kesilen kovalıklar bir demet olur sonra bunlar eşit boylarda kesilir eve getirilirdi. Dedemin müthiş zekası ile bir matkap, 2 metre balya teli ile matkapla bükülen telin arasına bu kovalık çubukları tam ortasından azar azar verilerek döndürülen dönen telin arasına sıkıştırılır ve bir fırça görünümü alırdı. Bunlar kerevetlerin üzerine özenle dizilir sararan koza yapmaya hazır olgunlaşmış ipek böcekleri bir seyyar ışık yardımıyla yine tüm mahhalle imece yapılır tek tek gözle seçilir çıplak elle tabak ve leğenlere doldurulup azar azar bu kovalıklara bırakılır üzerlerine yağlı keğıtlar örtülürdü.
İpek böceğinin koza yapışını izlemek müthiş bir manzaradır işleri bittiğinde her yer bembeyaz ipek olur arasında kozalar. Olgunlaşan kozalar hemen toplanır, yine imece çalışması ile kozalar toplanır, çıkrıklarda üzerindeki fazla ipek alınır, çıkrıkların yetmediği yerde el ile bu işlem biter ve koza kooparatifinin verdiği büyük küfe ve selelere doldurulurdu. Tek tek kamyona konmadan önce ağzına kadar ipekböceği kozası ile doldurulmuş üstü çarşafla kapanmış olan küfeler bir omuz tartısında ağırlıkları alınır küfe darası düşülüp hesaplanırdı. Bu hesap üç aşa beş yukarı koza halinde de tutardı. İşte mutlu hayaller ve üzücü hayal kırıklığı burada çıkan rakamlarda ortaya çıkardı.🤔 Kozalar küfelerde kızışmasın diye gece yarısından sonra tüm kamyonu dolduracak olan diğer ipek böceği bakan ailelerde dolaşılır, kamyon dolduğu son evden dualarla yola çıkılırdı. Sabah ilk ışıklarla Bursa koza kooparatifinde kamyondaki küfeler tartıya girer kilo hesabıyla parası hesaplanır öğleye doğru parası nakit tahsil edilmek üzere yakınlarda beklenirdi. Koza parası ile dedem bize Annamlere değişik hediyeler alır, yorgunluklar bir nebze geçerdi.
İpek böceği bititğinde kerevetler ve ayaklar bir sonraki yıl için böceklik damındaki yerlerine konulur, bahçede dut şımalı yığınları tara ile fırınlık, sobalık, maşıngalık olarak kesilir, Dut şımallarının kalınlarından sıyrılan kabuklar ile testeler bağlanır Böceklik damının bahçe tarafındaki üzeri galvenez karaltıya özenle kışın yakılmak üzere dizilirdi.
Kısa bir sürede çok yoğun tempodaki bu çalışma ve sonrasında yakındaki sarıköy panayırının heyacanı, okulların tatile girmesi, İstanbuldan Sevgi halamların,Yücel halamların ,Hüseyin amcamların, Nebiye halamların gelişi ile misafiri hiç eksik olmayan evimizde akşam yemeklerinde lades tutuşulan, yerken sıkma mantıda şans nohudu aranan öğlen kocakulak hamuru, sabahları mutlaka baklalı tarhana çorbası içilen gecesi düğünü eksik olmayan, ezan saatine çocukların sokaklarda birarada kızlı erkekli oynadığı, kapı önlerinde komşu annelerin oturduğu, hamam bayırı yeli ile ovadan esen dere yeli arasında biraz tezek biraz filbahri, biraz demirhindi kokan yaz günleri başlardı Sarıköyde. Tamer Gödekoğlu






Yorumlar