top of page

Dost

  • Yazarın fotoğrafı: Tamer Gödekoğlu
    Tamer Gödekoğlu
  • 11 Oca 2021
  • 9 dakikada okunur

DOST İlk defa boğazımda yutkunarak geçmeyen bir histi o gün karın boşluğuma meşin top gelmiş gibi, sanki kasıklarıma gelen tekmenin kıvrandıran açısı gibi içimi titreterek ağladığım halde bir türlü geçmiyor, onun artık geri gelmeyeceğini kabul edemiyordum. Haksızlığa uğradığım hissi beni yeni duygulara götürüyordu. Bu bir cezaydı ve bildiğim tüm dualar da yetmedi onu kurtarmama. Evet ilk defa bir dostumu kaybetmiştim, hemde tam ne demek olduğunu öğrenirken katışıksız ve karşılıksız dostluğun…. Sarıköy ilkbahar sabahlarında inek damına girince sidiklerinden buharlaşarak çıkan yoğun amonyak kokusu önce biraz genizini yakarak rahatsız eder. Dışkı kokusuda buna eklendimi istemsizce sadece ağzınızdan soluk alırsınız. Fakat bir kaç dakika sonra sizinle birlikte ahıra dolan temiz hava ile karışınca içeriye alışırsınız. Artık içerisi ilk girdiğinizde ki karanlık alaca görüntü yerine açtığınız kapı ve pençeredensızan bol ışık ile görünür hale gelir. Tabiki tüm bunlar olurken her bir inek, düve, dana ve buzağılar kendince "günaydın abi nerde kaldın, acıktık valla" der.

Önce en soldaki Yıldız isimli orta yaşlı inek salınır grubun lideri odur ve bu damda onun sözü geçer, sonra onun yanındaki kara kız ve yanındaki iki düve sevinçle önce iki adım geri atıp sonra damdan dışarı aceleci fakat temkinli çıkar. Kapıdan girince sağ tarafta yeni doğan buzağıların kapatıldığı bölüme yakın yatan üç tek yavrulu genç ineklerde gruba dahil olur. Hanayın bahçesinde tozlarla boğuşan, traktör römorkundan dün akşam üzeri getirilen yoncadan kaçamak atıştıran, kuyunun önündeki yalaktan su içen ineklere telaşlı telaşlı bahçedeki saman damının kapısına yakın köşedeki yerini savunmaya çalışan kurt havlayarak eşlik eder, damdan her dışarı çıkan ineğin geleneksel olarak yaptığı ilk işten nasiplenen tavuk ve ördekler bir curcuna olur ,hindi sesi, kaz çığlığına, ördek bağrışmaları ,tavuk çırpınışlarına, kuluçkaların kesik ama etkili gurg sesi, “baaaak ben yumurta yaptım” diye seslenen genç tavukların sesine karışır, tüm bu seslerin üstüne ahırından eğerlemek için çıkardığım Yaşar’ın keskin kişnemesi duyulur, tek iple boynundan bağlı Yaşar bahçenin en tozlu yerinde klasik kaşınması bir sağa yarım takla bir sola bir takla yapıp ayağa kalkar inanılmaz bir beceri ile öyle bir titrer ki yelesindeki otlar dahil üzerinde tozdan zerre kalmaz yere düşer. Annemin, hazırlayıp bahçeye açılan mutfak kapısından uzattığı heybede bu günkü azığımız hem Kurt''un hem benim hemde bazen bir miktar paylaştığımız Yaşar'ın . Heybeye en son annemin konserve kavanozuna doldurduğu yoğurt yerleşir düşmeyeceğinden emin olduğum ekmek torbası da sıkıca bağlandıktan sonra artık üğcek altındaki meraya gitme vakti geldi.

Porta kapısının tek kanadını açmak en kolayı çünkü bu yüksek kapı açık olduğunda Yaşar ile ikimiz ben üzerindeyken çıkabiliriz, böylesi biraz daha havalı oluyordu sanki. tüm inekler kısığa çıktığında en başa geçen Yıldız inek liderliği ele alır, kendinden bir adım öne kimsenin geçmesine müsaade etmez, yürüyüş hızımızı da o belirlerdi. Kurt’u da kurtluk tasması boynunda kalacak şekilde salınca en son ben ve Yaşar porta kapısından geçer, Annemin o koruyucu kollayıcı dudaklarında mırıldanarak okuduklarıyla evden ayrılırdık. Kurt 1.5 yaşında erkek Alman kurdu köpeğim. Sarıköy Belediyesine ait Soğuk hava deposuna bekçi köpeği olarak getirilen Annesinin en güçlü yavrularından biriydi. Babamın çok samimi arkadaşı Hasan amcanın sayesinde aldığımız bu yavru kurt köpeğine gözüm gibi bakıyordum. Parlayan tüyleriyle her geçen gün dahada irileşti ve çok güzel bir dostluğumuz var. Babamın koyun sürü çobanlarından satın aldığı gerçek demir dikenli kurtluk tasması ile çok heybetli görünüyordu. ön iki ayağını omuzlarıma koyup bana sevgisini küçük bir köpek yavrusuymuş gibi masum kısık seslerle gösteren bu 50 kiloluk köpek her gün ona kasaplardan toplayıp getirdiğim kemiklerle beslenir, haftada en az iki kere pişirilen ördek,kaz ,tavuk yada hindi yemeğinden sonra arta kalan derisi, kemiklerini çıtır şeker yer gibi yer, ama her sabah mutlaka tarhana çorbası ve yemek artıklarına doğranmış ekmek yerdi. Yıldız köy çıkışındaki Çınar ağacı altındaki Horoz çeşmeye varmış çoktan yalakta suyun aktığı en baştaki yerini almış kana kana su içiyordu, ondan sonra gelenlerde hiyerarşi düzene uygun yan yana durur işkembeleri şişene kadar su içerlerdi, Her su içişten sonra standart sırayla işeme faslı biraz uzun sürse de bende bu suyu buz gibi çeşmede yüzümü suyu iki elimle çarpa çarpa yıkamayı çok severdim. Yaşar da su içtiği için keyifli fakat keskin kişnemelerinin sebebi su değil etraftan gelen kısrak kokularına bir tepki. "Ben buradayım" der gibi. Yaşar babamın atı, ben küçük iken beyaz yüksekçe bir atı olan babam, adını bilmediğim o attan sonra Yaşar'ı bir tay olarak aldı ve büyüttü, Aygır olarak biraz cüsseli olmayan kızıl tüylü uzun yeleli bu at benimle birlikte büyüdü , Yaşar'a gizli gizli babam kuru saman verse bile ben ilave yulaf verir, ona elimden arpa ve mısır vermeyi çok severdim, İneklere mısır biçmeye gittiğimizde süt mısır koçanları toplar eve geldiğimizde akşam ezan vakti tüm hayvanların standart bakımı bitmiş akşam yemeğine toplanırken ben Yaşar'ın ahırı önünde onun pencereden dışarıya çıkardığı boynunu okşar elimle ona topladığım bu süt mısır koçanlarını yedirirdim. Belki bu nedenle beni çok çabuk kabul etti,kimse duymasın ama Yaşar'a eğersiz ve dizginleri olmadan binen tek bendim. Up uzun çayırda sadece yelelerine tutunduğum Yaşar ile rüzgar gibi koştuğunda içime çok farklı bir sevinç dolardı, Yaşar ile Kurt'un bu yan yana yarışında Yaşar'ın üzerinde beni bir emanet gibi güvenle taşıması bizi her geçen gün birbirimize biraz daha yakınlaştırıyordu. Kurt kıskansa da.. Mezarlığa varmadan önce sol taraftaki dutlukta yaşlı gövdelerinden fışkıran yaprak şımalları iyice yükselmiş dallar kahverengiden yeşile dönmeye başlamıştı, çok yakında ipek böcekleri evlerimizin misafiri olacak yine bu yıl. Dutluktan sonra Arnadolan tarlası çok bereketli ota gark olmuş üst taraftan üç kişi ahenkle otları kosa ile biçiyorlar sonra mezarlık sol tarafta yükselen köyümüzün simgesi üğcek tepesi, tepenin üzerine gündüz çıplak gözle de görebileceğiniz Atatürk'ün Kurtuluş savaşında koca tepedeki düşünceli halini anlatan metal tabela gerçekten görkemliydi, akşam ezanıyla birlikte Çakıroba köyü üzerinden gün battığında köyün ışıklarıyla birlikte aydınlatılan bu Atatürk heykeli her görene ayrı bir gurur verirdi, Elbizlikten, Yortandan, Gündoğan ve Ulukırdan görünürdü. Üğcek tepesindeki çam ağaçları artık iyice büyümeye başladı tepe uzaktan yem yeşil görünüyor. Mezarlık izasındayız artık ve yüksek çam ağaçlarıyla kaplı mezarlıktan sabah yeli reçineli selvi ve çam kokusunu asvalt yola kadar çıkarıyor.

Yolun sağ alt tarafında kaz merasına doğru birketçilerin makinesi düzenli aralıklar ile yüksek titreşimli bir ses ile kalıba konan çimentolu kumu yaş birket kalıbı haline getiriyor, çalışanların özenle taşıdığı her bir yaş biriket güneşin altında kuruması için yan yana diziliyor, kuruyanlar ise özenle alt kalıp tahtasından ayrılarak üst üste bir duvar gibi satışa hazır bir şekilde istiflenirdi. Mahallemizdeki Balıkçı Kamil amcanın kardeşi Şaban abi de buradaki bir birketçide çalışıyor. Köy deresinden yada Keçi deresinden kum çekmeye gittiklerinde bir kaç kez batan traktörlerini kurtarmak için zincirle çekmiştik amcamla.

Mezarlık bitiminde Gamalılar’ın bahçedeki zerzevatlar her zamanki gibi harika görünüyor, üğcekten sızan suların yetmediği yerde mezarlık çeşmesinin yalağından taşıp akan suların toplandığı kuyusundan kova ile alınan su ile zerzevat yalakları her akşam üstü adını bilmediğim çatık ve kalın kaşlı amca tarafından azimle sulanıyor ve sonuçta koyun gübreli toprakta harika biberler, patlıcanlar ve sırık fasulyeleri, kocaman kocaman çiçek açmış bamyaların arkasında börülceler, süpürgelikler bir kaç kök bostan ve düğlek. Ne hoş oluyordur o kalın gövdeli dut ağacı altında serin serin oturmak. Keşke baktığım zaman selamlaşsak.

Yaşar ile biraz hızlanıp Yıldız’ın önüne geçiyoruz , Gönen -Biga asvaltına bağlanan sapakta köy yolu bitiminde yolu kontrol edip Yıldız’ın önünden çekilince karşıya geçiş başlıyor, yine en son ben ve Yaşar bizden sonra da Kurt güvenle geçiyor. Bu sapakta her yıl ağır kazalar oluyor.Köy yolundan karşıya ovaya geçmek isteyen, at arabası, Eşek arabası, Traktörler ana yoldan geçen araçları dikkatli gözlemlemediklerinden yola ani çıkışları ile kazaya sebep oluyorlardı.Bir kaç tanesine bende şahit olmuştum, İnekleri getirdiğim meranın bir ucu bu sapağa çok yakın hatta meranın yola yakın bu ucu ana yolun altında sulak araziye dikilmiş kavaklık ile komşu ,kavaklıkla meranın sınrındaki geniş gövdeli eğik duran söğüt ağacının üzerine kurduğum çoban evinde, heybeyi koyacak kadar düz bir zemin, her şeyi asacak kadar çok kuru dal çıkıntısı var ve manzara Gönen- Biga asvaltı arkada mezarlık altında çalışan birketçiler arkada zirvsinde ihtişamlı Atatürk heykeliyle üğcek tepesi ve onunda arkası hamam bayırı.

Yıldız toplamda kırk dönüm olan bu çayırın neresinde en güzel otlar var bilir grubu güneşin konumuna göre otlatırdı. Öğle vakti olana kadar çayır bir kez turlanır öğle vakti geldiğinde çıkış kapısına yakın kavaklık önünde toplanırlardı. Yüksek kanada kavaklarından oluşan bu koyu gölgelik Gönen de kaplıcalarına gelmiş ailelerin Deniz kent’e giderken mutlaka dikkatini çeker piknik yapmak için her pazar en az bir iki aile gelirdi. İşte köy çocuğu olarak ben ilk şehirli insanlar ile ilişki kurduğum ve her sarıköylü çocuğun o yıllarda yapacağı gibi karşılık beklemeden doğal davranışlarım sonucu olarak unutulmaz dostluklar oluşturduğum ilk mekan bu koyu gölgeli kavaklıktı. Buraya piknik için gelen ailelerin çocukları ile ben farklı dünyaların insanlarıydık bu kesin. Bu kavaklığa gelen ailelerin çocukları az sonra çevreyi keşfetmeye başlar ilk benim kocaman gövdeli eğik söğüt ağacına yaptığım çoban evi dikkatlerini çeker, yada merada otlayan inekler, olmadı uzun siyah yeleleriyle kızıl yaşar, yada gerçek demir dikenli kurtluk tasmasıyla Kurt mutlaka dikkatlerini çekerdi. Şehir yaşantısına hapsolmuş bu çocukların bizim için her gün bir arada olduğumuz hayvanlara hayran hayran bakmalarına çok şaşırdım. Hatta biraz dalga da geçerdim onlarla ve şaşırtırdım onları bildiklerimle. Ta ki o günlerden birinde altın sarısı saçları rüzgarda yüzüme vuran parfüm kokusu burnuma dolan her korktuğunda kollarıma daha sıkı tutunan bir kızla tüm merayı at üstünde o önde ben arkada turlamamız değiştirdi. O kadar heyecanlandım kızarım bozardım, kekeledim konuşmadım bile. İlk defa bu kadar güclü hissettiğim bu içgüdüsel his beni baya bir sersemletmiş olmalı,onlarda benle alay etmişlerdir.

Bu şehirli ailelerin çocuklarıyla bir güne sıkıştırılmış ve sınırlandırılmış çok doğal ve samimi paylaşımlar bazen hiç hissetmediğim duyguları da içimde uyandırdığı olmuştu. Onlar için ateş yakmak, korda mısır, közlenmiş biber, patlıcan yapmak, hediye almak, hediye vermek, karşılıksız paylaşmak, memnuniyet karşısında para teklif edenleri edep, gelenek ve göreneklerimiz ve misafirperverliğimiz gereği teklif ettikleri parayı geri çevirmek, az zamanda yoğun yaşanan duygular sebebiyle giderken ağlayanlar da , gittikten sonra ardından ağladığımda oldu.

Güneş tam tepeye dikilip gölgemiz iyice kısa olduğunda ineklerin öğle suyuna mezarlık çeşmesine gitme vakti geldi demektir. Mera girişini kapatan iki parça uzun kavak dalını kenara çektiğimde önce Yıldız sonra diğer inekler ardı sıra yola koyulur, Yaşar’ı tekrardan eğerlemek uzun ve zahmetli olduğundan eğersiz ve koşumları takmadan binerdim, asvaltı güvenle geçtikten sonra mezarlık çeşmesinde su içen inekleri yine aynı yalaktan su içen Yaşar’ın sırtından izlemek çok keyifli olur yalağın duvarına basarak elimi yüzümü yıkama serinliğinin keyfini çıkartırdım. Arkamızda birket makinesinin düzenli aralıklarla kalıp sesine artık kulağımız alıştı ki Yaşar bile sesin geldiği yöne dönüp bakmıyor. Dönüş yolunda kısa süreli hızlı bir sürüş ile asvalta varmak ve ineklerin güvenle geçişi için yolu gözlemleme esnasında Kurt un yine koşacakmıyız? sorusu soran meraklı gözlerine tüm inekler asvaltı güvenle geçince Yaşar’ın boynunu ova yoluna çevirip topuklarımı hafifçe döşüne vurmamla birlikte amansız bir yarış başlar çayırın ova yolundan girişine kadar hızlı, çayıra dönüşte güvenli bir sağa dönüş ,çayıra girdikten sonra yaklaşık iki yüz metre up uzun yemyeşil çayırda son sürat bir koşu başlar, Yaşar ile Kurt burun buruna giderken yüzüme çarpan rüzgarın tadını çıkartırdım. Yarışın kazananı belli olmaz fakat Kurt ayrı sevinç havlamaları yapar, Yaşar ayrı kişnerdi büyük söğüt ağacı gölgesine vardığımızda. Öğle yemeği için koyu gölge kavaklık en güzel yerdir hem manzaralı hem de bugün pazar belki bir misafir aile gelir. yarısına kadar yoğurt dolu konserve kavanozuna az tuz koyup içine koyduğum su ile çalkalayarak bol köpüklü bir ayran bu öğle vakti harika olur, Babamın bana cuma pazarına gelen bıçakçılardan aldığı çift suratlı bir tarafı dut bıçağı diğer tarafı düz keskin bıçak çakıyı çıkartıp, babaannemin her yıl tohumunu özenle aldığı ince kabuk kocaman domatesin kabuklarını soyup tabağa suyunu akıta akıta doğramak, doğrarken de en kristalize olan yerinden bir parçayı ağzıma çakı yardımıyla atmak en sevdiğim işlerdendi, Sıra salataya soğan doğramaya geldiğinde göz yaşlarıma hakim olamam bi güzel ağlardım şaka gibi. Havanda dövülmüş iri tuz hepsinin üzerine küçük hap şişesinden özenle dökülür, annemin şurup şişesine koyduğu Erdek'ten Ayşe ablamın getirdiği zeytin yağını en son tümünün üzerine dökerdim. Kurt un biraz sağda yatarak gözlerini masum masum dikerek merakla beni izler, Yaşar acaba karpuz kabuğu var mı kontrolü için havayı koklardı. Kurt'un yemeği belli poşet torbaya konmuş dün akşam yemeğinden ayrılan iki çerkez tavuğunun kemikleri ,gerisi ve derisi.Ben yine de ev ekmeğinden bir parçayı dostumla paylaşıyorum ki bu koca gövde anca doyar..

Akşam üzeri kavaklıkta yatarken yanıma gelip sarılan Kurtla boşuşarak uzun süre oynadıktan sonra kurtluk tasmasını sürekli kaşıyan Kurt’u tasmadan bir süre kurtarmak için çıkarıyorum, buna çok sevinmiş olacak ki Kurt uzun uzun koşuyor, etraftaki kokuları takip ediyor ve hep bir hayalim olan ağzında bir tavşanla gelmesini hayal ederek sırt üstü yatıyorum. Yattığım yerden kavak ağacı yapraklarının rüzgarla sürekli hareketiyle oluşan şıkırtıları bir ninni gibi geliyor kulağıma hoşuma gidiyor serin ve bol oksijenli hava derin derin söylüyorum ciğerlerimi şaşırarak. Kulağıma gelen sesleri hiç bakmadan anlamlandırıyorum. Birket makinesinin düsenli aralıklarla sesi, asvaltan geçen bir araç sonra çan kömür kamyonu, bir masey ferguson traktör, Yıldız’ın diğer ineklere burada çok güzel ot var sesi, Yaşar’ın yoldan geçen diğer atlara uzun uzun kişnemesi fakat Kurt’un sesini duyamayınca meraklanıyorum. Oturduğum yerden etrafta kurt’a sesleniyorum, Kurt asvaltın karşısında yola çıkıp kulaklarını dikiyor ,içimi bir acı ve telaş kaplıyor, benim ayağa kalktığımı gören Kurt bana doğru hareket ettiğinde bir saniye içinde Gönen istikametinden Çanakkale ye giden bir otobüs fren yapmasına rağmen kontrolsüz yola çıkan Kurt’a büyük bir gürültüyle çarpıyor, Kurt yoldan aşağıya yuvarlanırken acıyla kısık sesini duyuyorum, ne yapacağımı bilmeden yol kenarındaki azmak sularına kadar düşen kurt’un yanına yalın ayak koşarak gidiyorum, başı yana düşen bu koca köpekle son kez göz göze geliyoruz ve artık gözleri bana bakmıyor. Tüm bağırış ve haykırışlarıma rağmen Kurt bana tekrar hiç bakmıyor.

Kurt’un ölümünü kabul edemediğim ve ne yapacağımı bilmediğim için onu sanki mezarlık çeşmesinden su içiriversem kurtaracakmışım gibi kucaklıyorum, kucağıma aldığımda boynunun altı ve göğüs kafesindeki çarpmanın etkisiyle oluşan yarayı görüyorum her tarafım kan olsa da, onu önce mezarlık çeşmesine, sonra horoz çeşmeye sonra eve kadar kucağımda ağlaya ağlaya taşıyorum.Yolda beni görenler merakla soruyorlar ve duymak istemediğim sesler ” ölmüş”,” çok yazık ölmüş” Kısa süreli duraksayıp yoluna devam eden otobüs şöförüne kızıyorum, ağlıyorum kendi ellerimle besleyip büyüttüğüm, karlı kış geceleri acaba üşüyor mu diye gece bahçede yattığı yerden gizlice saman damına koyduğum, Kurt , üç çoban köpeğine kafa tutan, bayır tarlasında gece bostan beklerken sabaha kadar duyduğu her sese her hışırtıya şiddetle karşılık veren benim güvenliğim için hiç uyumayan dostum Kurt , yolda yürürken herkesin imrenerek baktığı Kurt, çayırda Yaşar ile kafa kafaya yarışan Kurt artık yoktu. Bir anlık dalgınlık, bir hata, tek bir hata ve ölüm, o gün tasmasını çıkarmam için yaptıkları ve sevinçle koşturması gözümün önüne tekrar tekrar geliyor. Suçluluk hissi beni hiç bırakmıyor, acaba bağlasaydım, acaba götürmeyip evde bıraksaydım, acaba çağırmasaydım, Acaba, Acaba? Acaba ölmezmiydi. Acaba….

O gün ben dostumu kaybettim. ve o günkü dünyamda çok fazla yoktu.

Tamer Gödekoğlu

Son Yazılar

Hepsini Gör
YAŞ MAYA

Baharda sabah erken yaprak ve çicekler üzerinde yokmuş gibi duran bir çiğ vardır, özenle bir kaba toplanır yaş maya tutmak için. “Oh bee!! bugün okul yok Cumartesi ve kahvaltı sonrası sokakta bolca gu

 
 
 

Yorumlar


Adres:

-Sarıköy Mahalesi

Gönen/ Balıkesir, 10680

Telefon: 533 766 1 866

Email:  tamergodekoglu@gmail.com

  • Blogger Sosyal Simge
  • YouTube Sosyal Simge
  • Facebook Sosyal Simge
  • Instagram Sosyal Simge

© 2013 by Gödekoğlu Çiftliği .Tüm hakları saklıdır.

bottom of page